
“Bazen görünür olan yalnızca kişiler değil, birlikte var olma ihtimalimizdir."
Yarı hetero
Yarı hetero, yarı gay?
Ne kadar lubunya?
Bu satırları okuyan biri cinsel yönelimi bir matematik problemi sanabilir.
Burada bitmiyor üstelik.
Bir kadınla mı birliktesin? Kadınlardan hoşlanıyorsun.
Ama erkeklerle de birlikte oldun. Ne biçim kuir oluş?
Bir erkekle uzun süreli bir ilişkin var. Hakikaten biseksüel misin?
Kadınlarla hiç ilişkin olmadı. Biseksüelliğin nereden?
Bir dönem yalnızca erkeklerden hoşlandın. “Aslında hetero”sun!
Bir dönem yalnızca kadınlardan hoşlandın. “Aslında lezbiyen”sin?
Sanki kim olduğumuz, kimleri sevdiğimizden çok, kaç kişiyi sevdiğimiz ve kimlerle ne yaşadığımız üzerinden hesaplanabilirmiş gibi. Ben bu soruların çoğunu yıllarca kendime de sordum.
Görünürlük denildiğinde çoğu zaman ilk akla gelen şey, kendini saklamamak, kimliğini açıkça ifade etmek ve varlığını görünür kılmak oluyor. LGBTİ+ hareketi açısından da görünürlük uzun zamandır önemli bir mücadele alanı. Çünkü görünmez kılınmak, yok sayılmak ve kamusal alandan dışlanmak kuir yaşamların deneyimlerinin de silinmesi anlamına geliyor. Ama görünürlük her zaman özgürleştirici, güvenli ya da gönüllü bir deneyim değil.
Türkiye’de LGBTİ+ların görünürlüğünü yalnızca “kendini açmak” üzerinden düşünmek bu nedenle yeterli değil. Kuir ailelerin, üniversitelerin, işyerlerinin, mahallelerin ve kamusal alanların içinde zaten varlar. Mesele kuir insanların var olup olmaması değil de kimlerin hangi koşullarda görünür olabildiği, hangi görünürlük biçimlerinin kabul edildiği ve görünür olmanın ne tür sonuçlar doğurabildiği.
Çünkü bazen görünür olmak, yalnızca “ben buyum” demek değildir. Birinin elini sokakta tutabilmektir. Bir üniversite topluluğunun adını saklamak zorunda kalmadan etkinlik düzenleyebilmesidir. Bir öğrencinin kampüste kendisi gibi insanlarla tanışabileceği bir alanın olmasıdır. Bir derneğin kapısını açık tutabilmesidir. Bir aktivistin kendi adıyla konuşabilmesidir. Bir insanın ailesiyle konuşurken sürekli hangi kelimeyi kullanması gerektiğini hesaplamak zorunda kalmamasıdır. Ve bazen de bir gencin internette, televizyonda ya da karşısındaki bir yetişkinde kendisine benzeyen birini görebilmesidir.
Bazen görünür olan yalnızca kişiler değil, birlikte var olma ihtimalimizdir.
Bugün Türkiye’de LGBTİ+lara, aktivistlere, örgütlere ve topluluk alanlarına yönelik artan baskı tam da bu nedenle görünürlük meselesini bireysel bir tercihin çok ötesine taşıyor. Bir araya gelmek, örgütlenmek, bir etkinlik düzenlemek, bir alan açmak, kendi hikayeni anlatmak ya da yalnızca başka insanlarla yan yana durabilmek giderek daha politik bir anlam taşıyor. Bir topluluğun görünür olması, yalnızca o topluluğun kendisini göstermesi anlamına gelmiyor. Başka birinin “Ben de buradayım” diyebilmesi için bir yer açıyor. Ama görünürlük hakkında konuşurken bunun diğer tarafını da söylemek gerekiyor:
Herkes görünür olmak zorunda değil.
Herkes ailesine açılmak zorunda değil.
Herkes kendi adıyla konuşmak zorunda değil.
Herkes Pride’a katılmak, aktivist olmak, sosyal medyada kimliğini paylaşmak ya da ilişkisini herkese anlatmak zorunda değil.
Bazen görünür olmamak hayatta kalmaktır. Bazen anonim kalmak kendini korumaktır. Bazen “henüz değil” diyebilmek, kendimize verebileceğimiz en önemli sözlerden biridir. Bütün bu kararların ve kararsızlıkların ve düşünme süreçlerinin ve korkuların ve kaygıların hepsi elbette politiktir de.
Bu nedenle kuir görünürlüğünü, bi+ görünürlüğünü bir cesaret sınavına dönüştürmek istemiyorum. Kimliğini ne kadar açık yaşadığın, komünitede ne kadar yer aldığın, örgütlü olup olmadığın, ya da kaç kez kendi hikayeni anlatabildiğin üzerinden bir görünürlük hiyerarşisi kurmak istemiyorum. Görünürlük bir sınav değil, ama görünür olabilmek bir hak.
Bi+ görünürlüğü dediğimde ise bütün bunları yıllarca ne kadar az düşündüğümü fark ediyorum. Bu yaz Amsterdam’da Bi+ World Konferansı’na katıldığımda, benim için en çarpıcı şeylerden birisi böyle bir alanın gerçekten var olmasıydı. Bi+ların yalnızca bir başlık altında toplanmadığı, kendi deneyimlerinin kendine özgü meselelerinin konuşulduğu, farklı ülkelerden insanların kendi hikayelerini getirdiği bir alan. Böyle bir şeyin mümkün olabileceğini daha önce zihnimde tam olarak kurmamıştım. Çünkü bi+ olmak hakkında konuştuğumuzda konuşmanın çok hızlı bir şekilde başka yerlere kaymasına alışığız.
“Ne kadar kadınla birlikte oldun?”
“Karar veremiyor musun?”
“Açgözlülük sanki?”
“Benden de mi hoşlanıyorsun?”
“Peki hangi cinsiyetten daha çok hoşlanıyorsun?”
“Bir kadınla mı, bir erkekle mi, bir non-binary ile mi daha ciddi bir ilişki yaşadın?”
“Şu an kiminlesin?”
Oysa biseksüellik ancak birtakım hesaplarla desteklenirse gerçek olabilecek bir kimlik değil. Kim olduğumuz, bir ilişkinin süresiyle, cinsiyet dağılımıyla ya da dönemsel olarak kimlerden hoşlandığımızla hesaplanamaz. Kimliğimiz partnerimize göre değişmez, akışkandır.
Amsterdam’da, “biseksüellik de var” denilen bir yerde değil, bi+ insanların kendi deneyimlerini anlatabildiği bir yerdeydim. Ve bir anda yıllardır kendime sorduğum bazı soruların ne kadar gereksiz olduğunu fark ettim. Belki de kendimi daha iyi açıklamam gerekmiyordu. Belki daha fazla kanıt toplamam gerekmiyordu. Belki kim olduğumu anlatabilmek için geçmiş ilişkilerimin dökümünü çıkarmam gerekmiyordu. Belki de mesele insanların gözlerinde ikna olma halini aramak değil, kendimi olduğum kişi olarak kabul edebileceğim bir alan bulmaktı.
Görünürlük bazen tam da böyle bir şey.
Ve bu yüzden görünürlük yalnızca bireysel bir mesele değil. Birimizin hikayesi başka birine kendi hikayesini anlatacak kelimeleri verebilir. Birimizin açtığı alan, başka birinin yıllarca aradığı kapı olabilir.
Ben bugün kendi hayatıma baktığımda bunu çok daha iyi görüyorum. Uzun süre kendi komünitemden uzak durdum. Bir yerlere gitmekten, insanlarla tanışmaktan, kendimi açıkça ifade etmekten kaçındım. Kim olduğumu hep biliyordum ama “o kadar da önemli değil” diyordum çünkü ben kendi içimde bile görünmez hissediyordum. Bir yerde birilerinin var olduğunu görmek, birinin kendi ailesinden farklı bir aile kurduğunu görmek, birinin kendi ilişkisini kendi kelimeleriyle anlatabilmesi, birinin “ben biseksüelim” deyip bunun üzerine uzun bir savunma yapmak zorunda kalmaması.. Bunların hepsi bir başkasına “sen de olabilirsin” diyebiliyor.
Görünürlüğün en güçlü tarafı bu. Kendimizi göstermenin ötesinde, birbirimize ihtimal olmak. Çünkü mesele yalnızca görülmek değil, birbirimizi görmek, birbirimizi tanımak, birbirimize alan açmak. Birbirimizin varlığını sorgulamak yerine ona yer açmak. Ve belki yıllarca kendisini “fazla hetero”, “yeterince lubunya değil”, “çok görünmez” ya da “bir türlü doğru yere ait değil” hisseden birine, sonunda şunu söyleyebilmek: Burada olman için kendini kanıtlamana gerek yok. Arada kalmış değilsin, karar verememiş değilsin, ki öyle de olabilirsin. Seni görüyorum.
Yani kafanız karışık da olabilir, her şey bu kadar akışkanken kendimizi illa bir kategoriye sığdırmak, tanımlamak ya da bir cevap bulmak zorunda değiliz. Kimlik belirsiz, keşfe açık ve özgür kalabilir, kendimizi etiketlemek zorunda hissetmediğimiz alanlarımız olsun. Bi+ görünürlük ayımız da kutlu olsun!
Çerez Politikası
Size en iyi hizmeti sunabilmek ve reklam çalışmalarında kullanmak amacıyla sayfamızda çerezlerden faydalanıyoruz. Sayfamızı kullanmaya devam ederek çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz. Çerezler hakkında ayrıntılı bilgiye Çerez Politikamız'dan ulaşabilirsiniz.